Mitoloji toplumların kültürlerinde köklü bir yere sahiptir. Sümer, Hitit, Hint, Çin, Mısır mitolojisine uzak olsak da coğrafik evsahipliğimiz nedeni ile Yunan ve Roma mitolojisine epey yakınızdır. Mitler aynı zamanda toplumların yaşama ve düşünme tarzıdır. Dönemin yaşam ve düşünce farklılıklarını mitlerdeki karakterlerden ve hikayelerden anlamak mümkündür. Zeus gibi yarı insan yarı tanrı olan ilahlarla batı mitleri, yarı hayvan-doğa yarı insan ruhlu yaratıcı güçler ile doğu mitleri. Binlerce yıl aktarılırken bugünki algıları da ister istemez farklılaştırmaktadır.
Dolayısı ile Batı ve Doğu insanlarının maymun görüntüleri de farklıdır. Batıdaki maymunlar bazen şeytanlarla veya insanın yozlaşmış tarafıyla tanımlanır. Doğu’nun bazı yerlerinde ilahi yaratıklar olarak saygı görürler. Hinduizmin uygulandığı ülkelerde, özel yetkilere sahip bir kahraman olan cesur Hanuman ile özdeşleştirilirler. Hanuman Himalayaları kaldırmak için o kadar güçlü ki hikayesinin efsanevi maymun kahramanı Sunwukong’un ünlü Çin hikayesine ilham kaynağı olduğu söyleniyor. Maymun, hem el becerisi hem de kuyruğu ile zekası ve kabiliyeti nedeniyle efsanevi görülür [4].Çin’de insanlar genellikle bir maymunu bir ahırda tutmanın atların hastalıklarını önleyebileceğini de inanır.

Sonuca göre giderken Doğu ve Batı felsefeleri arasındaki temel fark Batılıların bencilliği, Doğuluların kollektiflik anlayışıdır diyorum. Doğulu bilginler “ben” cilikten kurtulmaya ve gerçek “ben”in keşfedilmesinde anlam aramaya çalışırken, topluma veya insanların eylemlerine daha fazla odaklanır. Batı medeniyeti ise bireysel olup, yaşamın anlamını kendini merkeze ve bugüne koyarak anlamlandırmaya yönelir. Bu açıdan Batıya rasyonel, Doğuya irasyonel de diyebiliriz. Japonya tipik bir doğu ülkesi olmasa da burada yaptığım Doğu genellemesine sığmakta olduğunu düşünüyorum. Maymun algısı gibi, maymunların görmeme-duymama-konuşmama davranışı da toplumsallığı mı bireyleri mi öne koyuyor olduğumuzun göstergesidir.
http://www.yangliudesign.com/
Japonya’da bir diğer anlayış Honne-Tatemae’de kişinin karşısındakine gerçek hissettiği yerine her ikisinde de olumlu duygu yaratacak ifadeleri tercih etmesidir ki, bu da toplumsal huzurun ve ahengin sağlanması açısından olmazsa olmaz bir yaklaşımdır.
O doğru bu doğru gibi ifadeler kullanmak istemiyorum. Siz de düşünün, karar verin!
